29 Mart 2010 Pazartesi

gıy gıy

-Yarın TKD ve Araştırma Teknikleri sınavım var, bi türlü çalışmaya başlayamadım hala.
*İstanbul'a gitmeye çok üşeniyorum, Şok'a falan üşenirdim de, gezmeye de pek üşenmişliğim yoktur.
*Selected Texts'ten 49 almışım, ne güzel.
*I'm sooo over birisi, ne bok yersen ye.
*I need a hug.

28 Mart 2010 Pazar

Beylerden kurtulamadık

Beypazarı'na gideceklere bir önerim olcak 30 tl ile gitmeyin tamam mı, ölürsünüz..
Gezi hakkında ne yazsam bilemedim şimdi, gittik işte Gizem böyle gidilcek yerleri vs araştırıp güzel bi broşür hazırlamış bize ve bir de beypazarının mapini getirmiş, 1 saat gecikmesine karşılık bir excuse olarak sundu bunları bize, biz de hemen cıvıdık o yapmayı planladığımız u sure gonna get beatings aktivitelerimiz arada kaynamış oldu.

Neyse Akköprü'den hemen bindik bir buçuk saat sonra falan Beypazarı'ndaydık..Nereye gitsek nerden şaaapsak diye dolanırken danışma tarzı bişey gördük ve ordan gizemin siyah-beyaz beypazarı haritasını döven büyük, renki ve açıklayıcı bir harita aldık (beleş).

Ben sadece evleri beğendim, başka bi numarası yoktu, doğal güzellik yoktu heryer kuru, sevimsiz sadece bazı evler şirindi o kadar.Sadece bir müzeye girdik;Yaşayan Müze, gelenekleri vs yaşatmak için köyün eski zengin ailesinin evini restore etmişler.Burda en çok ilgimi çeken şey ilk girdiğimizdeki yerli kızın yaptığı açıklamaydı (içerdekilerin hepsi yerli though), içerikten çok kızın diksiyonuydu..Spiker olarak koysan tv ye yapar işi, o derece.Müze açılmadan önce herangi bi eğitimden geçtiler mi bilmiyorum.

Halk Evi diye bi mekana gittik sonra yanılmıyorsam, orda da eski beypazarı sakinlerinin resimleri vardı, cumhuriyetin kurulmasını izleyen yıllardaki fotolar.Burda dikkatimi erkeklerin ve kadınların giyimleri çekti, gayet düzgün, formaldı, şuan pek böyle bi görüntü olduğunu söyleyemicem..vay anasını dedik

Gizem yerli bi yemek yedi adı Tirit'ti sanırım, yoğurtlu, etli ve ekmekli bişe..fena değildi.

Hıdırlık Tepesi'ne gittik bir de..Herkesin arabayla gittiği yere yürüyerek gittik, yokuş yokuş..Ben çok mızmızlandım başta ama sonra yolda dans ettik falan eğlendik.Bi arabaya ototstop çektim dar, yokuş sokakta, arabaının içindeki insan! çok artiz bir şekilde sırıtıp, bakıp geçti..Aferin çocuğum, hep böyle ol..gün içinde karşılaştığımız tragic flaw a sahip olan insanlardan daha sonra bahsetmeyi planlıyodum ama bu paragrafta kaynasın bu bakalım.

Çıktık tepeye, oranında bi numarası yok, tepe işte sevimsiz building yığınlarına bakıyor.

Gezi kötü değildi ama bunun nedeni mekanın çok heyecan verici bir yer olması değil, oraya sevdiğim arkadaşlarımla gitmiş olmamdı, mekan bizi .çok bilgilendirip eğlendirmedi yani, biz kendi kendimizi eğlendirdik.





Ankaraya geri dönünce biraz Ankamall'de takılıp odalara geri döndük.

Gün içinde rastladığımız tragic flawlu insanlara geri dönmek gerekirse, öncelikle MANNERS MANNERS diye bağırmak istiyorum.

İlk sorunlu insanımız karşımıza Gizem'i metroda beklerken çıktı.Gubik Ego kartlarını soktuğumuz hedenin üstünde oturmuş Gizem'i bekliyodum ki, güvenlik görevlisi gelip çok yavşak bir şekilde Naaaapıoon sen burdaa diye sordu, arkadaşımı bekliyorum dedim, kalktım.Merih o arada adama bikaç laf söyledi ama hatırlamıyorum şuan, ben bişe demedim ama...Bu Merih'in sinirini baya bozdu, benimde aklıma başka bi metroda geçen güzel bi anım geldi, niye burda yaşıyorum diye düşünmeye başladım.O ara Gizem geldi, servisi bulduk oturduk, benim yanıma sepetli bi amca düştü, bacağıyla bacağımı taciz etme girişimlerinde bulundu sonra Merih'le yer değiştirdik, ama adam ara ara kafasını nerdeyse göbeğine kadar eğip baktı, bunu çok ağır bi flaw olarak görmüyorum aslında komik ama bahsetmeden geçemedim.

3. olayımız yine serviste oldu, yanımızdaki abaza amca kalkınca onun yerine bi çocuk oturdu, ön taraftan, servise daha sonra bindiği konumundan obvious olan bi delikanlı kıro oturan çocuğa orası benimdi tarzı bişe söyledi, çocukta kalkıp yerini buna verdi..bi süre sonra delikanlı kıronun önü boşaldı ve diğer çocuk oraya oturup bi yerleşemedi, yerleşme aşamasındayken delikanlı kıronun oturduğu yerin 10 mete dışında duran bacağına bikaç kere çarptı ve kıro orda atar yapıp "sakin olsana" diye azarladı bunu.Biz taktık bu olanlara ama, bişe yokmuş gibi görünebilir de, sinirimizi bozdu, benim kıroyu dövesim geldi mesela, sabah güvenlik görevlisi gelip bana bişe dedğinde bu kadar kızmamştm.

Geri dönerken Gizem'le yine yanyana oturduk ve can sıkıntısı naparsın çalan şarkılara, sözlerine göre elimizle bi takım hareketler yaptık bunu yarım saat falan yaptık ve ayakta bekleyenler vs gördü, 2 gerizekalı olarak akıllarına kazınmış olduk ama olsun, eğlendik bi süre.En güzel hareketleri bulduğumuz şarkıyı da söylemek istiyorum, Queen, I want to break free, God knows kısımları cuk oturdu, ve bikaç şarkı sonra with ve make kelimelerinin çok kullanıldığına karar verip o kelimeleri belirten yeni hareketler türettik falan.

Önümüzdeki hafta sonlarında da (IAMX'e ve İzmir'e gittikten sonra yani) Gölbaşı ve Ahlatlıbel'e gitmeye karar verdik.Hava güzel artık maller cafeler barlar bayar oldu.

Odaya geldiğimde çok açtım, Cansu'nun ekmeğini bitirdim:D ve yorgunluktan ölü gibi uyudum.

Sabah yapıcaklarım:
*Oje sürmek
*selected texts için 2 text okumak
*AKK çalışmasına devam etmek
*odayı toplamak

Dersten sonra Nillere gidicem, ertesi gün 9 da dersim var umarım yetişebilirim, Ceylan hocanın dersini kaçırmak bende suçluluk duygusu uyandırıyo :S

Yarın Cansu'da geliyor, yani uyumadan önce korkunç şeyler düşünebilirim, tek olunca o düşünceleri sıvıştırmak için aptal aptal şeyler hakkında düşünüyorum.

26 Mart 2010 Cuma

from the least to the most

Hepsini ders çalışarak geçirmeyi planladığım bi güne göz ve diş ağrısıyla uyandım, sağ taraf ağrızalı, sağ gözüm ve dişimin sağ tarafı ağrıyor.Bir süre odada gözlüğümü aradıktan sonra korkarak annemi aradım gözlüğümü İzmir'de mi unutmuşum diye, evet öyleymiş ama kızmadı veya sorumsuzlukla suçlamadı, çok şaşırdım.

Napalım artık bu şekilde çalışcaz dedim ve hocanın çalışmamızı istediği şeyleri yolladığı mailleri görmek için girdim hotmaile 2 ayrı mail var bu konuyla ilgili, daha önce okumamıştım neler olduğunu şuan gördüm uzun listeyi ve bana acımanız için buraya eklemeye karar verdim;

In this section, I will give you twelve terms, and you will select eight. For each, discuss: who/what the term refers to; when (i.e., what time period—give me a date); where (the location or locations); why the term is important to our course, and how the term has impacted/shaped American culture (give specific examples).

US Constitution
Constitutional Compromises
Federalists/anti-Federalists
Bill of Rights
First Amendment Rights
Reconstruction Amendments
Prohibition
The Gettysburg Address
Plessy v. Ferguson
Factions
Senate
House of Representatives
US Supreme Court
Executive branch
Commander-in-Chief
Separation of Powers
Checks and balances
Electoral College
Washington’s Farewell Address
Manifest Destiny
Mexican American War
Spanish American War
Monroe Doctrine
Roosevelt Corollary
Fourteen Points
Pearl Harbor
Hiroshima and Nagasaki
Containment
Domino Theory
Marshall Plan
Truman Doctrine
McCarthyism
Bay of Pigs Invasion
Cuban Missile Crisis
Vietnam War
Berlin Wall
Department of Homeland Security
USA Patriot Act
Soft power vs. hard power
Judicial review
Death penalty
Gun control
Impeachment
Miranda rights


Ehemmm öhömmmm, bitti mi sanırsınız ı ıh, bunun dışında 2 tane de essay yazmamız gerekiyormuş, essay soruları da verilmiş, ama soruların önceden verilmesi o sınavdan A1 almayı sağlamıyo maalesef.Bu sınav 2 nisan cuma günü, yani İstanbul'a perşembe gecesinden gitmemizi engelleyen şeylerden biri.Haftaya olan tek sınav bu olsa neyse, ama bunun dışında Türkçe, Araştırma Teknikleri ve belki edebiyat var. Edebiyat olmasa harika olur, yoksa 100 parçaya bölünmüş olcam.Türkçe ve Araştırma tekniklerine de ciddi ciddi 1 aydır girmiyo olmam bu sınavların götüme girceğinin bir göstergesi olabilir.

O yüzden bu haftasonu mu iyi değerlendirmem gerekiyor, ama 3 gün üst üste odadan çıkmadan çalışmanın da beni çok bunaltcağını düşünerek cumartesi Gizem'le Beypazarı'na gitmeye karar verdim, Merih'te gelcek, üçümüz gidicez.Daha önce teyzemlerle gitmiştik ama küçüktüm falan heralde tam hatırlamıyorum nasıl bi yerdi sadece bir sürü gümüşçü hatırlıyorum.

İşsizlikten de ölmek üzereyiz artık sanırım, çünkü en ufak bi gezi için bile detayları düşünüyoruz.Mesela, yarın bütün gün turist gibi davranmaya karar verdik, gizem İtalyan olcakmış beni sormaya gerek yok :D Merih'te yavşak Amerikan olur heralde bilemicemm :P:P Bu kısımları Gizem'le konuştuk henüz daha Merih'e söylemedik ama, diğer kurallar ise, t-shirt giymek, şapka takmak ve sırt çantası takmak hıı bir de gözlük tabi...Bir turisti turist yapan şeyleri düşündük ve aklımıza ilk bunlar geldi,.Güneş gördüğümüz yerde soyunup güneşlenmeyi düşünmememizin nedeni de sanırım hepimizinde çok çok soğuk ülkelerden gelmemiş olması, yani benim aslında İngiltere'den gelmiş biri olarak güneşlenmem gerekebilir ama benim de selülitlerim varmış işte, o yüzden yapmıyomuşum.İsimlerimize de karar vermiş olduğumuzu söylemek istemiyorum.

25 Mart 2010 Perşembe

Humiliate me Liam

I've just realized that i feel almost the same feeling when i listen to either Oasis or The Verve.Rather than sounding similar they both reveal the same emotions.I don't know maybe this could be different for someone else, but it is this way for me.I won't be explaining that particular feeling though.

And i want to add smth, when some bitches or bastards who don't know anything about music try to criticize my music taste, i get mad.I don't claim that i have a deep deeeep knowledge in music but if i realize that yours is much lower than mine (this is the usual situation), i expect you to shut up, got it?

Oasis rules and Liam is one of the few whose rude behaviors are accepted(by me)

21 Mart 2010 Pazar

Tally Weijl fucks me up!

Sınav bok gibi geçti is my statement.Dün dalga geçtim etcetera etcetera diye bugün iyi ödedim ama...Ve anladım ki bilmem kaç verse den oluşan şiiri ve içinden 10000 tane soru çıkabilecek olan Meta'yı hiç o kadar incelememe gerek yokmuş, çünkü Prufrock'un gayet sorunlu bi karakter olduğunu ya da Meta'da ki modernist elementlerin ne olduğunu zaten biliyodum, ve bu iki textten çıkan tek sorular bunlardı..Meta'da ki modernist elementleri biliyodun da yazdın mı diye bi sorarsan, hayır, yine dikkatsizliğimin ağına düştüm ve soruya Prufrock'ta ki modernist elementleri yazarak cevap verdim, stylistically m. element olarak stream of consciousness vardır dedim ve cidden çok komik, yani eminim okuyan kıçıyla gülcektir, boş bıraksam daha iyi bi itibarım olurdu.

Bütün soruları gözden geçirip ve yamulup, bonus soru olduğunu görünce yaşadığım heyecan da çok kısa sürdü, çünkü o 3 puanlık bu sınavımı kurtarabilcek olan soru da dün büyük ihtimalle okumadan gidicem diye bahsettiğim Sartre'ın short story siyle ilgiliyidi, o bi ayrı girdi, War bi ayrı girdi..Bloğumun Gözde Hoca tarafndan okunduğunu hiç zannetmiyorum ama, eğer öyleyse dün Sartre'dan bahsettiğim satırlar eminim bonus olarak o soruyu sormasını tetiklemiştir.


Maillerimin 11 tane olduğunu görünce, bunun bi şekilde gece mi karartcağının az çok farkındaydım, kesin Tanfer Hoca yine çalışcak bişeler göndermiştir dedim..Mailin kimden geldiği kısmı doğru da içerik kısmı biraz farklı: We don't have class this week so stay home and study! :)
Stay home and study kısmı koydu burda bana, çalış çalışta, hangi birini okurum ben 1 değil 2 değil bu kitaplar :(
Diğer mailse 2 haftadır dersine girmediğim Özge Hoca'dan, sunum yapıcakmışız yine, ben bitti sanıyodum o işler, bitmemiş...

Aslında zevk alıyorum bölümden, öğrenmekten falan ama böyle hepsi üst üste binince fenalık geliyor.

Bugün yine aklıma certain bi bastard ın bana yaptıkları geldi ve çok sinirlendim, resmen yeniden yaşadım o anları falan..Bi arkadaşımın sevgilisinin bu bahsettiğim adama deli gibi benzemesi de eklemek istediğim başka bir fact.

Etcetera

Ne kadar dengesiz olduğum bazen 1 ay boyunca hiçbişe postlamamam bazende 2 günde 3 tane postlamamdan ya da bi türlü ingilizce mi türkçe mi yazsam diye karar veremememden de anlaşılabilir sanırım.

Dengesiz dedim de şimdi, dün Cansu'nun baktığı ve sadece kartların üstündeki resimlerden yola çıkarak yorumladığı tarot falım da birinin beni nasıl gördüğü kartında "Denge" çktı, o kişi beni öyle görüyomuş yani...o nasıl bi tür insansa artık...

Dün ders çalışcam pzt sınavım var die hiçbiyere çıkmadım, bütün günümü, zaten yazmıştım, bomboş geçirdim.Yumurta döte dayanmayınca olmuyor, bi türlü moda giremiyorum..Bugün mesela o henüz daha hiçbişeye başlamamış olmanın verdiği korkuyla 11 de bi güzel kalktım ve 12 de başladım çalışmaya.

Sınav yarın ve tek seçmeli dersim olan Selected Texts'ten..Seçmeli dersler kolay olur diye bilirdim ama bu ders çok zor olmasa da herangi bi zorunlu derse harcadığım kadar dikkat ve zaman istiyor.Şimdiye kadar 2 tane şiir, 2 de short story inceledik bi de existentialism ve modernismi işledik..Deli gibi grip olduğum haftada bi tane dersi kaçırmıştım orda işlenilen şeylere tam olarak hakim değilim ama yarın bakıcam bi şekilde çaresine artık..

Dediğim gibi 12 de başladım, sorumlu olduğum textlerin içine T. S Eliot'ın 131 dizelik şiirinin dahil olduğunu tamamen unutmuştum ve kitabı elime alınca başımdan aşağı kaynar sular döküldü...Şiir pek sevmememe rağmen (i think its place has been took over by music-lyrics,thats my opinion) bunu beğendim, ama ben depressed, alien-like bi insanım zaten, tamamen karanlık, pis, acınası bi havaya sahip olan bu şiiri 2 saat boyunca yeniden incelemek beni çok daralttı.Adam bildiğin Emo, sempatiyi bi yere kadar besliyosun ama sonra get a lifeeeee diye çığlık atasın geliyor.

Diğer iki text kısaydı E.E. Cummings'in kısa bi şiiri ve Luigi Pirandello'nun bi short story si, Cummings yırtmış bi yerini innovation yapıcam diye...dur bende yapıcam etcetera :D

Şuan ara verdim ve bak nasıl bir edebiyat insanıyım ki etcetera okuma ve incelemeden sonra verdiğim aralarda bile yazıyorum :P etcetera

Sırada nerden baksan en az yine 2,5 saatimi alcak olan etcetera Franz Kafka-Metamorphosis duruyor, başlamaya korkuyorum resmen, zaten sıkılıyorum smoky streetlerden çıkıp insect moduna hiç giresim yok, etcetera.Geçen pazartesi sınıfta işlediğimizden sonra rüyamda kendimi böcük olarak görmüştüm, bu gece başka rüyalar görmek istiyosam noolcakk??

Yanlış anlaşılmasın bi de etcetera Kafka'ya ya da Eliot'a bok atmıyorum, sadece ben bugün modumda değilim, müzik dinleyesim var, hayal kurasım var, etcetera bulaşık yıkamam lazım, dolabımı düzeltmem lazım, bi kıyafeti aramak için hepsini boşaltıp yerde aramak zorunda kalıyorum artık.

Aslında yukardaki noktadan sonra bu text bitmişi ve postlamıştım ama sıkıldım ve biraz daha saçmalamaya karar verdim.

Bloğun kapısında odalara yemek ve kargo servisi kalkmıştır yazdığı için dün akşamdan beri acı kahvaltılık sos ve krem peynirle besleniyorum, üşengeçlik diz boyu...ama bi şansımızı deneyelim belki bloğun önüne kadar getirirler dedik ve Cansu aradı, adam telefon numaramı aldı ve 20 dk sonra falan Tempo bana çağrı attı!!! Bende koşa koşa indim yemeğimi almaya ama meğerse o çağrı yola çıktı diyeymiş al da ye diye değil....neyse artık öğrenicez, pencereden servis yolu bekler olduk...Odalara çıkmamalarının tek bi sebebi olabilir bence, kesin kızlardan biri yemekleri getiren çocuklardan birini odaya attı ve basıldı, bahsi geçen çocuk Saka Su çalışanı olabilir :Q

Metamorphosis'e de hala başlayamadım, sabah mı halletsem onu derken, yarına sınavın ardından Sartre'ın işlenceğini ve onunda 2 text ini okumam gerektiğini hatırladım :S Büyük ihtimalle Meta yı sabaha atıcam diğer textleri de okumadan gidicem.....onun dışındaaaa yaptığım stalkerlık sayesinde pek bi sevgili aydabimizin bi süre bizden uzaklaşcağını öğrendim, üzücü haberr, gün gelirde aydabiyle internetten herangi bi iletişim içine girersem bu satırlara bi şarkı sözü koyucam :D


20 Mart 2010 Cumartesi

Pembe oje sürdüm, yanlış anlaşılmasın!!

*I picked you out of a crowd and talked to you, i may have not said i liked your shoes but i did actually

*Pixie Lott fena değil diyip duruyorum ama, indirdim albümü tek işe yarar şarkısı Mama Do gibi görünüyo, catchy olduğundan mıdır nedir pek sevdim ilk duyduğumdan beri ama onun dışında son 2 çıkan klibi, Cry Me Out olsun Gravity olsun ı ıhh, hadi kassan Cry Me Out yine belkii :S
Bi de şarkı söylerken suratındaki yapmacık hüzünlü ifadeyi silmesi lazım, aynı boku Katy Perry de yiyor, slow şarkı söylüyosun diye klipte acı çekiyomuş izlenimi vermenize gerek yok babies, got it? Kimse süslenip püslenip acı çekmiyo bi kere, herkes evinde, yatağında vs sümüklü sümüklü ağlıyo, Mac leri bilmem neleri sürüp sürüp değil.

*Bugün çok sıkıldım, uyandığımdan beri müzik dinlemek, Şok'a gittmek ve millete sıkılıyorum demekten başka hiçbişe yapmadım.

*Dün bi de boku bokuna Yasemin Mori'ye 20 tl bayıldım, öyle bi içime oturdu ki heryere yazıp herkese söylüyorum bunu, hani bedava olsa gitmeyeceğim bişeye herhangi bir miktar para bayılmak falan..Dib Sahne'ye de bu son gidişim olsun.Bi de başıma ne gelirse İngiltere yüzünden geliyo, Merih Dib Sahne'ye ingiliz dj gelcekmiş vs.demeseydi zor giderdim Dib'e, saf saf girdik beklioruz Dj imizi..Bi kız gelir, böyle kapşonunu kapatmış, yüzü görünmüyo falan, ne iş anlamadık bi türlü, baktık Türkçe bişeler söylüyo, nası??? nası??? Meğerse Yasemin Mori'ymiş o cool olcam diye götünü yırtan kişi..Çıkardı kapşonunu, başladı yeniden söylemeye falan, bebeksi bi yüzü var böyle, hoş bir yüz, ama bi triplere girdi kendisi anlatamam, şarkı arasında serseri punk :P (efendi punk :D ) gibi konuşmaya çalışmalar falan, hiçte öyle kıçını yırtarcasına bir surat şekline bürünmeden çıkarabilceğin gayet belli olan sesleri, öyleymiş gibi söylemeler, hrr yapmalar falan..ayy ayy dedim, çıkmam lazım burdan acilen, zaten servisimde kalkıyodu, çıktık bizde.Merih kaldı, pek bi severmiş kendisi Yasot'u...Ama taytı çok güzeldi şimdi, böyle baktım baktım, nerden buldun bunu beeeettchh diye düşündüm kaç kere..parayı da artık kız çıkmadan önceki çalan şarkılara vermiş gibi düşüncem kendimi rahatlatmak için..La Roux-Bulletproof, Timo Maas/Brian Molko-First Day ve daha da ilginci ve güzeli Gary Numan-Cars çaldılar, pek sevindirik oldum.

Bi mekanda Bulletproof çalınca sevinmekte sanırım burdaki gece hayatının nerde olduğunu gösterir..La Roux ya bok atmıyorum ama zaten çalınır, çalınması gerekir diye diyorum..


Blame The Finals On Mika


offf off Mika 29 mayısta İstanbul'a Miller Freshtival'e geliyomuş. Bu konserlere para mı dayanır? Ankara'da olsa dayanır da İstanbul'da olunca konser biletinin üstüne kalcak yer, yol, orda harcancak para da giriyor, bana böyle fenalık geliyr.Ama şimdi Mika'ya gidilmez mi, final zamanıymış bilmem neymiş vız gelir everybody's gonna love today gonna love today gonna love todayy die zıp zıp dönmek varken Beytepe'de kalıp ders çalışabilceğimi pek sanmıyorum.Bi de benimle gelcek bi kişi bulursam o zaman beni gitmekten caydırabilcek tek engel ortadan kalkmış olur.

Biraz da Freshtival'den bahsetmek gerekirse, Miller'ın düzenlediği yeni bi festival, bu yıl ikincisi olcak.Geçen yılın line-up ına baktım, şu şekildeymiş;

Multitap (Microspace)
Kung Fu
Portecho
The Whip
Joakim
Friendly Fires
Gabriella Cilmi

Multitap, Kung Fu, The Whip ve Joakim hakkında yorum yapabilceğim günlerde gelicektir eminim ama, şimdilik bildiklerim hakkında bişeler söylemek istiyorum.

Portecho bi kere beğendiğim nadir Türk gruplardan.Ben bunları hatta yabancı sanıyodum sonra bi röportajlarına denk geldim baktım elemanlardan bi tanesi Türkçe konuşuyo sonra dedim haa demek ki diğeri gavur, bi baktım o da Türk çıktı, nası kendimi ikna etmişsem artık, ama sonradan hoşuma gitti Türk olmaları, hepsi sizin miiii?

Friendly Fires'ın da sadece 2 şarkısını bilmeme rağmen, ikisini de çok severim Kiss Of Life ve Skeleton Boy, diğer şarkılarını henüz dinleme fırsatı bulamadım.Kiss Of Life iyi dans ettirir şimdi.İngilizler bi de daha ne olsunn!!

Gabriella Cilmi'ye gelmek gerekirse, kendisine ilk gubik bi müzik kanalında rastladım ve sadece klipteki sarı-rastalı insanı pek sempatik bulduğum için bu Amy Winehouse'un yandan yemişi olan Avustralyalı kızı araştırdım.Kızın Sweet About Me diye bi şarkısı var ve şarkı da "sweet about me, cuz nothings sweet about me, yeah" der, o kadar katılıyorum ki kendisine, çok doğru ve gerçekçi bi gözlem yapmış kendiyle ilgili.Onun dışında şarkı üstüne kusmalık değil, dile de kassan dolanır, eh fena değil işte.

The Whip'e bi bakmam lazım sanırım öncelikli olarak..

17 Mart 2010 Çarşamba

call it whatever you like

Burdan bazı Türk erkeklerine seslenmek istiyorum, gavurda başıma böyle bişe gelmediği için Türk erkeği dedim.Bir kızın seni facebooktan eklemesi ,not necessarily means she LIKES your kıllı ass okay?
Eklenen superiordır olayını da bi aşmak gerektiğini düşünüyorum bi de, insan olun insan, beğeniyosakta mecburiyetten, yoksa şurda kibarcık bi ingiliz çocuk olsa sizin ne şımarıklığınız ne de kendini beğenmişliğiniz çekilir.
Okuyup aa ben böyle değilim ama diyen benimle irtibata geçsin lütfen, mülayim insan yüzü görelim.

16 Mart 2010 Salı

Face'te event invitation görünce artık korkmak :P

Havanın güzelleşmesiyle birlikte benim başıma da güzel şeyler gelmeye başladı sanırım
Kronolojik sırayla gitmek gerekirse;

Bu perşembe için Sweeney Todd müzikaline bilet aldık. ODTÜ Müzikal Topluluğu hazırlıyomuş ve bizimkiler provasına gittiğinde baya beğenmişler.Tim Burton'ın Todd unu 5 kereden fazla izlemiş ve çoğu şarkıyı ezbere bilen biri olarak duyduğumda bi kendimden geçmedim değil.Londra'da yapıldığını duyup çok pis kıskanmışlığımda var.Müzikal baya bi zaman önce çıktığındaki oyuncuları pek bilmediğim için bu Türk-Amerikan versiyonundaki Benjamin'i Depp le, Mrs Lovett ı Helena'yla, Judge Turpin'i de Alan Rickman'la karşılaştırıcam sanırım istemeden, ne haddime tabi.. Jamie den bahsetmek bile istemiyorum, çok kırdı beni, ağlattı falan.

Kim kim gideriz buna:Gizem, Merih, Casot, Açe, Didem ve ben.Çekirdek kadro (ilk 4)yine burda gördüğünüz gibi :P

Cuma günüde benden iki yaş küçük olan kuzenim okuluyla Ankara'ya üni gezmeye geliyormuş. Bilkent, Hacettepe, Ankara ve Odtü'yü geziceklermiş.Dibinin şu sırayla düşceğini düşünüyorum; ODTÜ, Hacettepe-Bilkent, Ankara.ODTÜ olmazsa Hacettepe ve Bilkent arasında düşünür yani.Hacettepe'ye gelmesini isterim şimdi, ama biraz bencil olmam gerekirse ODTÜ'ye girsin de bizde rahat rahat girip çıkalım, ODTÜ'de de bi ayağımız olsun falan.Hacettepe'ye geldikleri sırada 1 saat boş zaman verceklerini asume ederek onu BAM'a, Beycafe'ye ve yolu bulabilirsem Yeşil Vadi'ye götürmek istiyorum, bi de aslında odama sokabilirsem harika olur. Ben bunları gördükten sonra özenirdim sanırım :P hem odamı toplamama falan da gerek yok :P Bölümleri zaten hocaları gezdirir.Bikaç çikot gösterdiğim zaman olmuştur bu olay.

Benim için bombaların bombası habere gelmek gerekirse o da tabiiiiii IAMX olur.Haberi aldığım zamanki suratımdaki gerizekalı ifadeyi görseydiniz ne demek istediğimi anlardınız.Ve o kadar kötü hissettiğim bi zamanda aldımki bu haberi, ilaç gibi geldi.Hemen saçma salak hayaller kurmaya falan başladım ama onları paylaşamıcam şimdi :P Konser İstanbul'da olcakmış, bizde zaten gitmeye bahane arıyoduk, cuk oturdu yani.Bugün Gizemlerle oturup üşenmeden plan yaptık, bütün gereksiz detayları da koyarak (Topshop'a gitmek, 2 Nisan saat 11 de Babylon' a gidip gelen tipleri görmek ve Chris'i görmeye çalışmak falan gibi, biz 3ündekine gidiyoruz bu arada)Hayatımın olaylarından biri olcak gibi geliyor. İngiltere'ye gitmek dışında başıma başka bu kadar güzel bi olay gelmedi.Sarı-siyah giyinmeyi düşünüyoru. Chris pek seviyo sarı-siyahı birlikte gerek albüm kapağından gerekse siyah giyinip sarı kemer takmasından anladığım kadarıyla. Ama şu an züğürt olduğumu ve sarı bişeyimin olmadığını da hesaba katarsak, bu kombinasyonun sarı oje :D ve siyah elbise vs. den öteye geçemeyeceğini düşünüyorum.

Kim kim gideriz buna:Gizem, Merih, Casot, ben, Anıl ve belki Tuğçe.İstten katılcak Merih'in arkı ve Casot'un çağırdığı 2 arkadaşı da var tabi :P

Diğer güzel olaysa Ankara'ya onu bırak Beytepe'ye, kampüsümüze Deathstars'ın gelcek olması. Profestival Rock 2010'a.Akşama kadar Deathstars dinlediğimi söyleyemicem şimdi ya da Semi Automatic dışında bi şarkılarını bildiğimi, ama bi vokali vardır ki bu grubun, çüşünüz vs. Cansu 2 yıl önce falan bana bu grubun bi videosunu attı, Gothica Festival'da bi canlı performansını, ve o günden beri zaman zaman abazalığım tuttuğunda video yu açıp açıp vay anasını derim.Jay Jay Johanson ve Sepultura da geliyo bu arada, bütün ODTÜ'lü ve Bilkent'lilere duyrulur.If'te Merih'in sarhoşken tanıştığı ODTÜ'lü çocukların bize Hayko Cepkin, Manga geliyo diyerek hava atmaya çalışması geldi de yazarken aklıma ondan böyle dedim şimdi.

Kim kim gideriz buna:Gizem, Merih, Casot, ben, Anıl, Cemre, Emre, İlkim, ve bir sürü kişi daha.

Ve Cansu bazen soru sormayı bırakmalı falan, bunu da söylemeden geçemedim.

2 Mart 2010 Salı

sad songs

and the light you gave
you took when you were gone
it's a war that can't be won
with fists or talk or money
and there's no escape
but there's nothing i want more
but i'd better stop complaining now
i guess because

too many sad words make a sad, sad song
too many sad words make a sad, sad song

and the night you came
you won me all and all
and the better part of everything
was born to run
and the price of fame
is that they love you when you're gone
but i better stop complaining now
it's useless because

too many sad words make a sad, sad song
too many sad words make a sad, sad song